Her insanın ana rahminden çıktığı andan itibaren kokladığı bir yer vardır ve o koku hiç silinmez beyninin dolambaçlı kıvrımlarından.Nereye gidersen git,o an neyle uğraşıyorsan uğraş o koku bir şekilde çıkıverir kalbinden yukarlara doğru.O koku aidiyetinin,köklerinin sen istemesen de seni sardığı memleketinin kokusudur.Kimi sığ bir su parçası gördüğünde hisseder bu kokuyu kimi ise gözlerine kaçan samyelinin tozlarından dolayı akıttığı göz damlalarıyla.Aklına hiç beklemediğin anda bir şarkı takılıverir oraların şarkısıdır bu hani köylerde düğünlerde falan söylenen cinsten.Veyahut da otobüs durağının o dayanılmaz çilesinde tanıdık sandığı bir simayla nereden tanıyorum acaba diye düşüncelerle gelir bu koku.Çocukluktan beri öğretilmeye dayatılan jeopolitik önemmiş baharat yoluymuş tarihte şu kişi yaşamış da ondan dolayı bu isim verilmiş oraya diye başlayıverirsin memleketinin ne önemli bir yer olduğunu düşünüp de gururlanmaya.Kimisi fazla gururlanır hayatında bunlardan bahsedip göğüs kafesini havaya kaldırırarak kimi ise güler geçer aman canım neresi önemliymiş diye.Fakat hiçbir önemi olmasa bile senin için o ana kadar yaşadıkların,anıların o yeri önemli kılmaya yeter de artar bile.Aşık olduğun kızla ilk kez gittiğin basit gösterişsiz sinema,bugün benim son günüm diyecek kadar kederli olduğun an yanındakilerle birlikte dibini gördüğün şişeleri kırdığın ıssız ve arabesk mekan, kim bilir daha neler neler orasının en azından senin için önemli olduğunu düşünmene yeterli değil midir be arkadaş? İşte bu düşüncelerin kalbe çöktüğü şu saat diliminde ülkenin en dibindeki yeri özlemek,adını sadece senin bildiğin yemeklerin,şarkıların isimlerini düşünmek,gol'e göol diyenleri düşünüp gülmek,ülkenin içindeki zamanında tek devlet olmuş memleket olmasıyla övünüp durmak, nerelisin sorusundan sonra hemencecik arapmısın yaftasının vurulacağını tahmin etmek( ha hoş olsan bile bunu gururla söylersin ama neden hep sorarlar diye düşünüvermek), bilmem daha neler Hatay'ı aklıma getirdi.Her yere uzak olan memleketimin bir yerlere kaç saat uzaklıkta olduğunu söyleyip insanları şaşırtmaca oyunlarını düşündüm.Bir de içinde yaşayan insanların Hatay'a düşen hataya düşer gibi laflarını.Fabrikasız,turizmsiz (güzel bir müze ve bir kaç ayrıntı haricinde),insanların sağının solunun yüzünden kavga etmediği,her daim güneşli olmaya istekli kar tanelerine karşı amansızca savaşan ve her seferinde galip gelen havasıyla güzel Antakyamı...
bezgin endüttrü miyendisinden seçmeler...
3 Aralık 2009 Perşembe
Kalplere Yakın Bedenlere Ücra Yer...
Her insanın ana rahminden çıktığı andan itibaren kokladığı bir yer vardır ve o koku hiç silinmez beyninin dolambaçlı kıvrımlarından.Nereye gidersen git,o an neyle uğraşıyorsan uğraş o koku bir şekilde çıkıverir kalbinden yukarlara doğru.O koku aidiyetinin,köklerinin sen istemesen de seni sardığı memleketinin kokusudur.Kimi sığ bir su parçası gördüğünde hisseder bu kokuyu kimi ise gözlerine kaçan samyelinin tozlarından dolayı akıttığı göz damlalarıyla.Aklına hiç beklemediğin anda bir şarkı takılıverir oraların şarkısıdır bu hani köylerde düğünlerde falan söylenen cinsten.Veyahut da otobüs durağının o dayanılmaz çilesinde tanıdık sandığı bir simayla nereden tanıyorum acaba diye düşüncelerle gelir bu koku.Çocukluktan beri öğretilmeye dayatılan jeopolitik önemmiş baharat yoluymuş tarihte şu kişi yaşamış da ondan dolayı bu isim verilmiş oraya diye başlayıverirsin memleketinin ne önemli bir yer olduğunu düşünüp de gururlanmaya.Kimisi fazla gururlanır hayatında bunlardan bahsedip göğüs kafesini havaya kaldırırarak kimi ise güler geçer aman canım neresi önemliymiş diye.Fakat hiçbir önemi olmasa bile senin için o ana kadar yaşadıkların,anıların o yeri önemli kılmaya yeter de artar bile.Aşık olduğun kızla ilk kez gittiğin basit gösterişsiz sinema,bugün benim son günüm diyecek kadar kederli olduğun an yanındakilerle birlikte dibini gördüğün şişeleri kırdığın ıssız ve arabesk mekan, kim bilir daha neler neler orasının en azından senin için önemli olduğunu düşünmene yeterli değil midir be arkadaş? İşte bu düşüncelerin kalbe çöktüğü şu saat diliminde ülkenin en dibindeki yeri özlemek,adını sadece senin bildiğin yemeklerin,şarkıların isimlerini düşünmek,gol'e göol diyenleri düşünüp gülmek,ülkenin içindeki zamanında tek devlet olmuş memleket olmasıyla övünüp durmak, nerelisin sorusundan sonra hemencecik arapmısın yaftasının vurulacağını tahmin etmek( ha hoş olsan bile bunu gururla söylersin ama neden hep sorarlar diye düşünüvermek), bilmem daha neler Hatay'ı aklıma getirdi.Her yere uzak olan memleketimin bir yerlere kaç saat uzaklıkta olduğunu söyleyip insanları şaşırtmaca oyunlarını düşündüm.Bir de içinde yaşayan insanların Hatay'a düşen hataya düşer gibi laflarını.Fabrikasız,turizmsiz (güzel bir müze ve bir kaç ayrıntı haricinde),insanların sağının solunun yüzünden kavga etmediği,her daim güneşli olmaya istekli kar tanelerine karşı amansızca savaşan ve her seferinde galip gelen havasıyla güzel Antakyamı...
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder