bezgin endüttrü miyendisinden seçmeler...

14 Temmuz 2012 Cumartesi

Yoruldum..



Yoruldum patron.
Yollarda yağmurdaki bir serçe kadar yalnız olmaktan yoruldum.
Yanımda hiç arkadaş olmamasından yoruldum.
Nereye gideceğimizi,nereden geldiğimizi söylecek biri.
En çok da insanların birbirine kötü davranmasından yoruldum!

27 Mart 2012 Salı

Hoşgeldin Aslanım

Masum bir aslan dünyaya gözlerini açtı bir kaç gün önce..İçinde bulunacağı dünyayı bilmeden çıktı kozasından.Herkes gibi belki evet.Bir aslan gibi ormanının kralı mı olacak, yoksa kayıp gidecek mi bozuk sistemin içinde nefretle güneşe bakan bir kar tanesi gibi.
Kendisine biçilen değer yargıları içinde bir kimliğe sahip olacak.Devletin memuru çıkart ulan kimliğini dediğinde neden diye sorgulamasına fırsat verilmeden alıkonulacak 3-5 günlük kimliği.Kayıp gidecek düşünceleri şimdiki saflığına inat..

 Maratonuna başladığı andan itibaren değersiz katma vergilerin içinde kaplumbağa misali yavaşça atacak adımlarını ebeveynlerinin ayak-yorgan ilişkisi içinde.Alacak yerini kayıp isimli borçlular listesinde tanrısının.Bak yavrum sonsuz bir mutluluk olacak ileride, adım atmaya ona göre başla. Elemterefiş kem gözlere şiş mazallah tamam mı?

 Of be içimi kararttın daha 3 günlük dünyamda.Yok mu dişlerimin tamamını gösterecek kadar beni güldürecek şeyler diye sormakta özgürsün.Bu özgürlüğü iki kelimeyle sana dikte edeceğim iyi belle bunu. Özgürlük ve Aşk..

 Eline tutuşturacakları kağıt parçalarıyla özgürlüğünü satın almaya çalışacaklar.Bülbüle sorsan kafesi güzeldir evet ama sesi bir karlı kayın ormanında soğuktan donmak üzere olmasına rağmen kanatlarını gökyüzüne ulaştırmaya çalışan ahbabının eline su dökemez.Özgürlük şarkıları söyle çocuk her zaman.Beşiğinin,tulumunun içinde bile sıkılıyorsundur şimdi.Sen düşün bak ne kadar önemli şu özgürlük dedikleri.

 Karşına birileri çıkacak ve ana baba kucağından başka sevgileri de senin o pırpır etmeyi bilmeyen kalbine öğretecek.Küçük sevimli ellerini sımsıkı tutacak ve sol yanına koyacak.Gözleri gözlerine takılmış gitmeye niyeti yokken.Baştan söylemesi üzüleceksin de elbette.Yok öyle armut piş ağzıma düşçülük.Kıymetli olanı bulana kadar kazıklar yiyeceksin en sivrisinden.Acıtacak, hem de çok..Elinde birkaç şişe vuracaksın kendini sahile.Dalgaların mı yoksa gözyaşlarının sahibinin mi sesi daha güzel diye arabesk düşüncelere atlayacaksın.Ama yılmak yok bilesin.Senden sonra, belki de senden önce retinasına ışık düşmüş biri var bu dünyada.Bunu da bıngıldağından içeri sok tamam mı?

 Dayıcığından naçizane birkaç öğüt daha sana aslanım.Okuma bayramın olduğunda yanında göremezsen beni diye kırmızı kurdeleni şimdiden hazırladım.Kelimelerin içinde gizli o parlak kırmızılık..

 Ders mi istiyorsun, bak bakalım etrafına.Bundan sonra gördüğün, göreceğin her şey ve her insan bir ders senin için.Hepsinden bir şeyler kapacaksın.Kimi seni yarı yolda bırakacak, kimi yalan söyleyecek, kimi elini tutup sana doğrusunu gösterecek.Çelme takan da olacak, düştüğünde seni kaldıran da.Yılmadan yürüyeceksin, hedefin olacak.Ama bu hedef dediğim zannetme ki maddiyata dair olacak.Hedefin olacak; mutlu olabilmen için.İnsanlara değer vermesini bileceksin.

 Bir de sakın unutma; güleceksin.Ne olursa olsun gözlerinin içi gülebilmeli.Yeri geldi mi ağlayacaksın da, bu senin güçsüz olduğunu değil aslında ne kadar insan olduğunu gösterir.Utanmak, sıkılmak yok, ağlamaya sıra geldi mi gözyaşların dökülebilmeli.Yalan söyleme, içinden geldiği gibi davranmasını bil.Saklama söyleyeceklerini.Seviyorsan da söyle, nefret ediyorsan da.Buna küstahlık dese de bazıları sen aldırma, lafını esirgeme. Hiç telaşlanmana gerek yok, zor olsa da zoru başarabilmek seni mutlu edecek.

Sen şimdi bebekliğin tadını çıkarmaya bak.Acele etme,yavaş yavaş...Ama unutma, şimdi senle ilgilenen kadar ilgilenenin olmayacak etrafında.Herkes senin yanağını sıkmayacak. Çevrende özel insanlar olacak, senin değerini bilenler, en önemlisi onları iyi seçebilmen. Hadi bakalım kolay gelsin sana.

Hoşgeldin Veli Emre..

4 Mart 2012 Pazar

Before&After


Baktım da her şey bir toz bulutu yine..Eski alışkanlıklardan eser yok sigara ve bira harici.Bloğum kireç tutmuş madem yazayım biraz da renk gelsin can olsun et olsun bloğuma..

Yaklaşık bir buçuk sene geçmiş son yazımdan bu yana.İnsanın hayatında 500 gün çok şey de değiştirebiliyor.Sadece akreple yelkovanı da izleyebiliyorsun onca zaman.Ne yalan söyleyim genel itibariyle baya bir şeyler değişti hayatımda bu zaman zarfında.Buradaki zaman zarfı nerde onu ben de bilmiyorum gerçi neyse..

En basiti artık otobüse bindiğimde sivil parası veriyorum.Öğrenci kartı çıkart o şoferin bakışlarıyla onay bekle artık yok.Bir naiflik varmış lan gerçek bu.Abi diye başlayan her cümlede olduğu kadar vardı evet bir masumiyet bir allahsız 1 lira az veriyorum sevinci içten içe.Ama bunu sonradan sonraya idrak ettim.İdrak yollarım tıkanmış bu süreçte onu da farketmedim değil.

Diğer taraftan her türk asker doğar melodisiyle vardık gittik kırklarıneline.Sanki her japon bilim adamı, her brezilyalı dansçı ya da topçu doğar gibi bir olay var da bize uyarlanmış şekli asker olmuş anasını satayım.Bu yazıya elbette sığmaz askerlik anıları bu boru mu lan.Öncelikle vurdum tekmeyi girdim albayın odasına falan yok kantinciydim olum ben.Para çokomel yaptım.Kapitalist düzen orda da bırakmadı peşimi ya neyse..Kaçmayacaksın demek ki seven dikiliyor işte diken olmak için de zor bir müessese bu teseka..

Şimdileri ise iş arıyorum evet para lazım olum olmaz diğer türlü.Tamam işte okulunu bitir,askere git gel,işe gir çalış,evlen torun torban olsun aşamalarından birinin içindeyim..Evet bazı kriterlerim var ama böyle bir Türkan Şoray kanunları gibi de değil merak etmeyin sayın işverenler.İyi para verin,önemli olduğunu hissettirin firmanın,kariyer merdivenlerinin yürüyen tarafı bozuk olsa da ne olacak biraz dayanır belki kardeş firmanıza geçerim.Sorun mu şimdi biri gider biri gelir demi canım işverenlerim.

Her hafta bir yazı yazmak gibi bir planım var şu şıralar amma velakin plan yapmak da benim işim değil.Arada dürtün beni hadi ahsta la vista señoras y señores..

8 Mayıs 2010 Cumartesi

Yandım Anammm...


Eğer ki bir yazı böyle başlasa bile annen ne oldu yavrum,söyle bakayım annene anlat hadi diyerek devam eder aslında konunun bu olduğunu bilmemesine rağmen.Bu söylemler onun işlenmiş olan annelik kromozomlarında mı saklı yoksa sen hayattan hiç almadığın zevkte o ilk nefesi aldığında doktordan yediğin şaplağın sesini duyarken onun içinin cız etmesiyle mi başlamakta bunu çözmeyi başarabilen bir adem evladı varsa ellerinden öperim o derece merak verici bir konu sanki bu.

Ailenin demografik yapısına bakmadan kaç kardeşsin,kuru ekmeğe mi talim edersin yoksa havyarı elle mi yersin bunlara hiç aldırmadan ve yaşamın içine pusmuş vahşi "ben daha iyi olmalıyım beni daha çok sevmeliler" düşüncesine inat kendinden bir parçaya sahip olan her evladına aynı derecede sevgi vermek,ölür müsün kalır mısın vay efendim maya takvimine göre batsın bu dünya bitsin bu rüya tınıları eşliğinde dünyanın çatırt diye sonunun geleceğine mi inanırsın bunları hiç düşünmeden bir şeylere birilerine doğuştan isyan eden,özlem duyan varlığı nasıl bu denli korursun kollarsın akıl alır iş değil..

Şimdi bana gelip de sadist anne çocuklarını kırk derece sıcaklıkta güneşin altında bırakıp alışverişe gitti,doğuştan özürlü bebesini duvara zincirledi gibi gazete kupürlerini örnek vermeyin popülist bir laf da olsa istisnalar kaideyi bozmaz kardeşim.Milyarlarca kalp atıyorsa bu toprak parçasının üzerinde elbette aralarından çürük elmaları da yeşertecektir o yaşlı ulu ağaç.Bunun lakırtısını yapıp yazının içine etmek abesle iştigal olur Bülent ablamızın ünlü vecizesine selam ederek.

Her yıl ülkemizin o ulvi araştırma kurumlarının açıkladığı milli gelir ve işsizlik zırvalıklarında tam olarak bir sayı yakalayamıyorsak eğer,senin elini sıcak sudan soğuk suya değdirmeyeceğim diye kandırılan ve evim evim güzel evim diyerek ha biçki nakış ha böörek(bu kelimenin doğru yazılışını biliyorum arkadaşım bana artistlik yapma anlayan anladı)çörek yoğurarak yastığının altında veya yıllanmış sütyeninin içinde saklamaya çalıştığı paraların bilgisini devletle paylaşmayan anneler var demektir.

Bu kadar bıdı bıdının ardından yazının kendini yazdırma amacına dönersek ilkokulda duvarları ve bilimum gazete yapraklarıyla kaplanmış kitapları süsleyen mayısın ikinci haftası diye başlayan ve her yavrunun iki cümle okuduğu son çocuğa sıra geldiğinde ise ders saatinin bittiği anneler günü yazılarından anımsamalarla dünyanın tüm annelerinin ve tabi ki yiğit anam,çilekeş anam vefakar anam diye acıtasyon yapmıycam ama herkes için ve bilhassa benim için değişmeyen bir gerçek olan dünyanın en iyi annesinin anneler gününü kutluyorum.Ayrıca şu an kaçıncı uykusunda olduğunu bilmediğim prensesim ecenin annesi olan yıllar yıllı kavgalar içinde bu zamanlara geldiğimiz ablamın ve doğmamış çocuğumun annesinin de(ki umarım bu yazımı okuyacaktır..) anneler gününü kutlamadan geçemeyeceğim.

Dünyada 365 gününün sadece tek bir günü sırf çiçekçilerin gül fiyatlarını beş katına çıkartması için hazırlanan günde değil,ahir tarafın olduğu kadar bu tarafların cennetinin de anahtarı olan varlıkların her gün en az bugün kadar hatırlanması dileğiyle...

4 Mayıs 2010 Salı

Emeğine Sağlık...


Hak eden etmeyen herkes için kullanılan tek sözcük vardır bu geniş divanlı lügatı türkümüzde.Emeğine sağlık..

Kimi zaman haksız olduğunu bilsen de sana tepesinden baktığı kaf dağının sahibi olduğunu düşünsen de arkası kalın abilere emeğine sağlık deyip işin içinden kurtulursun kardeşim.

Bazen biten bir ilişkinin ardından karşındakine son bir teselli olsun diye denir,bazen de başarısızlıkla tamamlanan bir görevden sonra eşine dostuna sımsıkı sarılırken.

Bazı kelimeler,duygular esas sahiplerine verildiğinde anlamlanıyor gözünde insanın.Ha bu arada unutmadan esas sahibi demişken emeğiyle çalışan,çalışırken bordrolarında gördükleri minimum sıfırla yanar gibi yapıp son anda vazgeçen dalgacı ocaklarını tüttüren,bir avuç yıla sahipken bu uğurda yıllandırılıp yıldırılan emekçilere en çok yakışıyor bu laf yakıştırmayanlara inat.

Haktan aldığı hakla işine gücüne bakanların harcıdır aslında bu laf.Bazen bir çift mısranın içinde vurulurken halkının kendisini unutmamasını isteyen bir şaire,yeri geldiğinde ise beynindeki nöronları sistemin istediği gibi yönlendirmeyip ağzından çıkanların onu bir dama attırdığı düşünce dolu insanlara yakışır.

Öyle bir an gelir ki vicdanının tüm sızlamalarını da arkana alarak bu lafın gitmesi gereken yere karar verirsin sonunda.Yakışır bu laf,kabarması için koyduğu mayanın içine düşen alın terini gördüğünde fırıncıya da,bütün meyhanelerini dolaşmak için çıktığın gecenin sabahında gördüğün İstanbul'un gerçek korumaları çöpçülere de.

Otuz yedi güneşi gerilmiş gerici gün, dumanıyla söndürürken gidenlerin ardından ağızlardan da dökülür,otuz üç sene öncesinde binlerce emeğe sıkılan mermilerin sonunda bir tutam karanfil eşliğinde söylenen türkülerde de.

İster garba doğru dön yüzünü,ister nura doğru,istersen de başını eğ hiçbir tarafa dönme ama yine de sen sen ol emeğini gördüklerine yarın bir kez olsun emeğine sağlık de..

24 Aralık 2009 Perşembe

"Mahlası Kendinden Büyük Olan Adam'a "


Bir mozaik gibidir Anadolu.Mozaik kadar güzel,kardeşçe olamasak da şu günler de hep eksik olanı tamamlamaya çalışmış,hep güzelin peşinden gitmiş,bir yandan dokundururken diğer yandan ise öğüt vermeyi ihmal etmemiş insanların da var olduğunu bilmek bizi bu acılı günlerde ayakta tutan yegane şey olsa gerek.Bu mozaiğin içindeki parçaları hep bir arada tutmaya çalışan,kavga etmeyin canlar gelin bir olalım diyen gönüllü barış elçileridir onlar aynı zamanda.
İşte onlardan biriydi Mahzuni.Veysel'den sonra Aşık kültürünü yaşatmış,bu işi yaparken yüreklere su serpebilmiş biriydi o.Her zaman esas olanın insan olduğunu,olması gerektiğini,olmuyorsa da yanlış yolda olduğumuzu söyleyen bir çift acılı gözdü mevlanın gül diyerek verdiği.Yeri geldiğinde 37 candan biri de ben olaydım diyebilecek kadar gam yüklü, yeri geldiğinde de kahrolası savaşların aleti olan kurşunun aşka gelmesini sağlayarak kaşlarının arasından geçirebilendi.Meclisi dayısı olanın köşeyi döndüğü bir yer olarak değil de dost sohbetlerinin olduğu mekan olarak göstermiştir bizlere.Kavgaların,rantların döndüğü "büyük" meclisimizin şuandaki haline bakınca insan ne de güzel demiş diyor içten içe.Bir koyup üç alanların yerine üçün birini alan güzel ülkemin evlatlarına çalışmayı,hak yememeyi,kuru soğana muhtaç olanlara yardım etmeyi öğütlemiş olan bir neslin son temsilciydi can Mahzuni.
Deyişlerinde tele vurduğunda saza sözler daha kalpten dudağına süzülmeyi beklerken bu kesin onundur diyebiliyorsak hala,halkların kardeşçe yaşayabileceğine olan inançların azaldığı şu günlerde zemheride doğmayı bekleyen filiz misali yeşertebiliyorsak hala umutlarımızı senin sayende büyük usta."Tersname"ndekileri sonunu dinlemeden birebir uygulayanlara inat,inadına son sözü dinlemeyi öğrendik ve senden bıkmadan öylece gidiyoruz..

20 Aralık 2009 Pazar

Bu havalarla başım dertte


Bu havalarla başım dertte..İnsanlar ve garip psikolojileri..Şimdi dışarıda emredilmiş yer çekimine dayanamayarak kendini boşluğa bırakan milyonlarca damla var ve durmaya da niyetleri hiç yok gibi.Kışın gelmesiyle birlikte kafaların üzerinde oluşan konuşma balonları da bir o derece puslanıp artmaya başlıyor.Yaz öyle mi hiç? Her ne kadar yağmur dualarıdır,rahmettir,berekettir dese de eskiler yaz vakti insanın içine bir boşverme,kafayı 3 ay sonra gelecek kışa kadar nadasa bırakma hali getiriyor.Kayıtsız anlamsız, kumsalın üzerinde mangalın üstündeki sucuk edasında yatma pozisyonunda ve bu pozisyonu kaç farklı kombinasyonda yaptığınla övünme durumu ortaya çıkıyor.Her tarafı uyuşmuş,sorumluluklarını bir kenara itmiş ve bundan mutlu olan insanlarız biz güney insanları.
Fakat o sayılı süre geçtikten sonra çil yavrusu gibi dağılma özelliği olan öğrenciler olarak yeni aidiyetlerimizin olduğu yerlere doğru istikamet ediyoruz.Kimisi yazdan kalma özelliklerini sürdürebilecekleri yerlerde,geçirdiği zamanları beyinlerinin anı bölmesinden çıkarmaya gerek duymadan devam ediyor işlerine.Kimileri ise ben ve benim gibi olanlar,ülkenin her mevsiminin yaşandığının ta mavi önlükleriyle andımız harmonisiyle öğretildiği zamanları çekip çıkarıyor uçta bucakta kalmış tozlu raflarından.
Kış zamanı,mevsim tabelalarında öğretildiği gibi mevsimlerin dörtte birini oluşturmaz.Aksine sonbaharı kendisine çeker ben geliyorum diyerek,ilkbaharın sevincini kursağında bırakır-pürneşe bir halde çiçekleri böcekleri düşünüp gezerken-estirdiği kendisi gibi haşin olan rüzgarıyla.Yalnız olan bir yaz vardır kendisini bu kadar çok seven insanlara tezat bir şekilde.
Kendisi gibi karışık bir psikolojiye bürür adamı kış.Bazısını kar altında yakalayıp şanssız ise bir kapital kutuya sığınma olasılığından bile mahrum bırakıp yaşamdan soğuturken bazılarını ise yaşama bağlar sevdiklerinin yüzlerine patlattığı kar toplarını gördükçe.Kimi için pencere kenarında süprüntülerin sokaklardan akmasını izlemek,sokak lambalarına baktığında yağmurun yağdığını görüp mutlu olduğunu hissetmektir kış.İçerken kahvelerini evinin o hoş kombilibilibom ortamlarında ne de güzel yağıyor yahu diye de bir iç sese sahip olmaktır.Zor kazanılıp tez kaybedilen hayat gibi olan ilişkilerinde yağmurun tenlerinde bıraktığı romantizm eşliğinde yürümek sevgililere bir kıyaktan ibarettir kış için.Bazılarında ise ızdıraplı bir bekleyiştir giderek yalnızlaştığımız bir dünyada sevdiği birkaç kişiden olanların kar üstünde tuttuğu nöbeti düşünürken yahut acımasız fakat bir o kadar kendisine sevdalı olanları tutsak ettiği uzun ince yollarda giden,araçları kadar ağır olan sevdiklerini düşünürken.
Bu havalarla başım cidden dertte.Uykusuz gecelerde yurdum insanının bu komplike mevsimi nasıl geçirdiğini düşünmekteyim.Gel ey çöl rüzgarı,gel de dağıt kendi gibi puslu olan şu mevsimi.Bulutsuzluğun özlemi içinde sabah yataktan yüzüne şeklini vermiş yastığı bir kenara itip uyandığınızda özleminizi dindirecek bir güne başlamanız dileğiyle...