bezgin endüttrü miyendisinden seçmeler...

8 Mayıs 2010 Cumartesi

Yandım Anammm...


Eğer ki bir yazı böyle başlasa bile annen ne oldu yavrum,söyle bakayım annene anlat hadi diyerek devam eder aslında konunun bu olduğunu bilmemesine rağmen.Bu söylemler onun işlenmiş olan annelik kromozomlarında mı saklı yoksa sen hayattan hiç almadığın zevkte o ilk nefesi aldığında doktordan yediğin şaplağın sesini duyarken onun içinin cız etmesiyle mi başlamakta bunu çözmeyi başarabilen bir adem evladı varsa ellerinden öperim o derece merak verici bir konu sanki bu.

Ailenin demografik yapısına bakmadan kaç kardeşsin,kuru ekmeğe mi talim edersin yoksa havyarı elle mi yersin bunlara hiç aldırmadan ve yaşamın içine pusmuş vahşi "ben daha iyi olmalıyım beni daha çok sevmeliler" düşüncesine inat kendinden bir parçaya sahip olan her evladına aynı derecede sevgi vermek,ölür müsün kalır mısın vay efendim maya takvimine göre batsın bu dünya bitsin bu rüya tınıları eşliğinde dünyanın çatırt diye sonunun geleceğine mi inanırsın bunları hiç düşünmeden bir şeylere birilerine doğuştan isyan eden,özlem duyan varlığı nasıl bu denli korursun kollarsın akıl alır iş değil..

Şimdi bana gelip de sadist anne çocuklarını kırk derece sıcaklıkta güneşin altında bırakıp alışverişe gitti,doğuştan özürlü bebesini duvara zincirledi gibi gazete kupürlerini örnek vermeyin popülist bir laf da olsa istisnalar kaideyi bozmaz kardeşim.Milyarlarca kalp atıyorsa bu toprak parçasının üzerinde elbette aralarından çürük elmaları da yeşertecektir o yaşlı ulu ağaç.Bunun lakırtısını yapıp yazının içine etmek abesle iştigal olur Bülent ablamızın ünlü vecizesine selam ederek.

Her yıl ülkemizin o ulvi araştırma kurumlarının açıkladığı milli gelir ve işsizlik zırvalıklarında tam olarak bir sayı yakalayamıyorsak eğer,senin elini sıcak sudan soğuk suya değdirmeyeceğim diye kandırılan ve evim evim güzel evim diyerek ha biçki nakış ha böörek(bu kelimenin doğru yazılışını biliyorum arkadaşım bana artistlik yapma anlayan anladı)çörek yoğurarak yastığının altında veya yıllanmış sütyeninin içinde saklamaya çalıştığı paraların bilgisini devletle paylaşmayan anneler var demektir.

Bu kadar bıdı bıdının ardından yazının kendini yazdırma amacına dönersek ilkokulda duvarları ve bilimum gazete yapraklarıyla kaplanmış kitapları süsleyen mayısın ikinci haftası diye başlayan ve her yavrunun iki cümle okuduğu son çocuğa sıra geldiğinde ise ders saatinin bittiği anneler günü yazılarından anımsamalarla dünyanın tüm annelerinin ve tabi ki yiğit anam,çilekeş anam vefakar anam diye acıtasyon yapmıycam ama herkes için ve bilhassa benim için değişmeyen bir gerçek olan dünyanın en iyi annesinin anneler gününü kutluyorum.Ayrıca şu an kaçıncı uykusunda olduğunu bilmediğim prensesim ecenin annesi olan yıllar yıllı kavgalar içinde bu zamanlara geldiğimiz ablamın ve doğmamış çocuğumun annesinin de(ki umarım bu yazımı okuyacaktır..) anneler gününü kutlamadan geçemeyeceğim.

Dünyada 365 gününün sadece tek bir günü sırf çiçekçilerin gül fiyatlarını beş katına çıkartması için hazırlanan günde değil,ahir tarafın olduğu kadar bu tarafların cennetinin de anahtarı olan varlıkların her gün en az bugün kadar hatırlanması dileğiyle...

4 Mayıs 2010 Salı

Emeğine Sağlık...


Hak eden etmeyen herkes için kullanılan tek sözcük vardır bu geniş divanlı lügatı türkümüzde.Emeğine sağlık..

Kimi zaman haksız olduğunu bilsen de sana tepesinden baktığı kaf dağının sahibi olduğunu düşünsen de arkası kalın abilere emeğine sağlık deyip işin içinden kurtulursun kardeşim.

Bazen biten bir ilişkinin ardından karşındakine son bir teselli olsun diye denir,bazen de başarısızlıkla tamamlanan bir görevden sonra eşine dostuna sımsıkı sarılırken.

Bazı kelimeler,duygular esas sahiplerine verildiğinde anlamlanıyor gözünde insanın.Ha bu arada unutmadan esas sahibi demişken emeğiyle çalışan,çalışırken bordrolarında gördükleri minimum sıfırla yanar gibi yapıp son anda vazgeçen dalgacı ocaklarını tüttüren,bir avuç yıla sahipken bu uğurda yıllandırılıp yıldırılan emekçilere en çok yakışıyor bu laf yakıştırmayanlara inat.

Haktan aldığı hakla işine gücüne bakanların harcıdır aslında bu laf.Bazen bir çift mısranın içinde vurulurken halkının kendisini unutmamasını isteyen bir şaire,yeri geldiğinde ise beynindeki nöronları sistemin istediği gibi yönlendirmeyip ağzından çıkanların onu bir dama attırdığı düşünce dolu insanlara yakışır.

Öyle bir an gelir ki vicdanının tüm sızlamalarını da arkana alarak bu lafın gitmesi gereken yere karar verirsin sonunda.Yakışır bu laf,kabarması için koyduğu mayanın içine düşen alın terini gördüğünde fırıncıya da,bütün meyhanelerini dolaşmak için çıktığın gecenin sabahında gördüğün İstanbul'un gerçek korumaları çöpçülere de.

Otuz yedi güneşi gerilmiş gerici gün, dumanıyla söndürürken gidenlerin ardından ağızlardan da dökülür,otuz üç sene öncesinde binlerce emeğe sıkılan mermilerin sonunda bir tutam karanfil eşliğinde söylenen türkülerde de.

İster garba doğru dön yüzünü,ister nura doğru,istersen de başını eğ hiçbir tarafa dönme ama yine de sen sen ol emeğini gördüklerine yarın bir kez olsun emeğine sağlık de..